Acaba ne yazsam?
Yazasım var ama yazmak için zaman sorunu var.
Hatta buraya bile...
Kafamda yazmak istediğim bir yığın konu var ama neresinden başlasam ve de ne yazsam bilmiyorum gerçekten de...
Ben de bu kararsızlığımı paylaşayım dedim.
Sessizce oturmak istiyorum ama çok gürültü var.
Çok insan, çok yalnızlık, çok ses...
Hadi güzel bir hafta geçirelim...
Hepimiz...
Bu Blogda Ara
22 Şubat 2010 Pazartesi
19 Şubat 2010 Cuma
Zindan
Necip, küçük ellerinde sünnet kınası, yaklaştı yakışıklı ağabisinin yanına.
Kulağına fısıldadı yalnızlığını.
Güven, kardeşini elinden tutup yatağına götürmekte tereddüt ettikçe, ıslandı göz pınarları Necip'in.
Adı Güven'di lakin güven neydi?
Necip, acıyan tenine dokunulmasından korkarak yaklaştı annesinin eteğine.
Gözlerinde dolu dolu olmuş yalnızlıkları fışkırıyordu.
Yatağının başına dolanmış tüllere bakıp iç geçirdi.
Beyazlarla kaplı bir zindana düşmekteydi yolu yine.
Kafesinde tülden parmaklıklar ve titreyen dudaklarının değdiği naftalin kokulu yastığı ile bezenmişti.
Necip, kafeste bir kuştu o sabah.
Kulaklarına çalınan müzik ansızın içini yaktı.
Kınalı ellerinden bir çeyrek altın düştü yere.
Kimse fark etmedi.
Aralık kapıdan ona gülümseyen o yüzü görmese, Necip de fark etmezdi.
Şimdi erik ağacına tırmanmak vardı ya...
Necip'in gönlü kaydı, gözü kaydı, yüzü kaydı...
Çarşafı zindan, çarşafi kefen, çarşafı yalan oldu.
Güven, ne demekti acaba?
Kulağına fısıldadı yalnızlığını.
Güven, kardeşini elinden tutup yatağına götürmekte tereddüt ettikçe, ıslandı göz pınarları Necip'in.
Adı Güven'di lakin güven neydi?
Necip, acıyan tenine dokunulmasından korkarak yaklaştı annesinin eteğine.
Gözlerinde dolu dolu olmuş yalnızlıkları fışkırıyordu.
Yatağının başına dolanmış tüllere bakıp iç geçirdi.
Beyazlarla kaplı bir zindana düşmekteydi yolu yine.
Kafesinde tülden parmaklıklar ve titreyen dudaklarının değdiği naftalin kokulu yastığı ile bezenmişti.
Necip, kafeste bir kuştu o sabah.
Kulaklarına çalınan müzik ansızın içini yaktı.
Kınalı ellerinden bir çeyrek altın düştü yere.
Kimse fark etmedi.
Aralık kapıdan ona gülümseyen o yüzü görmese, Necip de fark etmezdi.
Şimdi erik ağacına tırmanmak vardı ya...
Necip'in gönlü kaydı, gözü kaydı, yüzü kaydı...
Çarşafı zindan, çarşafi kefen, çarşafı yalan oldu.
Güven, ne demekti acaba?
16 Şubat 2010 Salı
Sabah
Ekin kokan kollarıma dolanan saçlarının
Yüreğime değen kirpiklerinin, çatık kaşlarının
Bir de yüzüme bakıp da düşen gözyaşlarının
Her sabah yeniden aşığı oldum ben...
Yüreğime değen kirpiklerinin, çatık kaşlarının
Bir de yüzüme bakıp da düşen gözyaşlarının
Her sabah yeniden aşığı oldum ben...
8 Şubat 2010 Pazartesi
Mourice
Çok zaman evvel verdiğim bir sözü yerine getirmeye ancak fırsat bulunca insanın içi rahatlar ya, sonunda Mourice'in bana verdiği öyküyü Türkçe'ye çevirmeyi bitirebildim.
Öyküden bahsetmek istemiyorum; son derece şaşırtıcı bir konusu var; yakında zaten yayınlarız, okursunuz. Ama üzerimden kocamanca bir yük kalktı bu kısacık kitabı çevirmeyi bitirmekle. Başlarken, bir haftada bitiririm demiştim; sene 2007'di... Üç senede ancak bitti. Ama bitti...
Öyküden bahsetmek istemiyorum; son derece şaşırtıcı bir konusu var; yakında zaten yayınlarız, okursunuz. Ama üzerimden kocamanca bir yük kalktı bu kısacık kitabı çevirmeyi bitirmekle. Başlarken, bir haftada bitiririm demiştim; sene 2007'di... Üç senede ancak bitti. Ama bitti...
28 Ocak 2010 Perşembe
Yıllar nasıl geçer?
Yıllar nasıl geçer diye bir soru, baştan da bana garip gelmişti ama Yunus, ilginç bir şekilde ve tabii biraz da fazla bilmişçe, konuyu kendince izah edince anladım ki sormak istediği başka bir şeymiş. Ve hatta böyle sorulacak bir şey değilmiş.
O zaman belki de sorunun Yunus tarafından kastedilen durumuyla değil de, daha sözcük anlamı bir durumla yanıtlamaya çalışalım.
Yıllar nasıl geçer, sorusu özünde birden fazla durumu barındırıyor sanırım. Ya da en azından ben iki tane buldum.
Birincisi, zamansal bir uzamda yılın ve dahası ardışıklık bakımından yılların nasıl geçtiği... Tek yanıtı ise süreğen bir geçiş, periyodik bir hareket vesair gibi algılanabilecek bir yaklaşım oluyor. Bu da bize t değişkeni bakımından bir periyod tanımlıyor ve her bir periyod, uc uca ekli dalgalar şeklinde ilerleyen ama daima ilerleyen yönlü bir doğrusallık sunuyor. Önce bir an geçiyor; sonra bir saniye, sonra bir dakika, sonra bir saat, sonra bir gün, sonra bir ay, sonra bir yıl...
Ama herşey hep değişirken, akış hiç değişmiyor. Zaten ikinci durum da sanırım bu herşeyin hep değişmesiyle ilgili...
Yaşamda, organik dünyada da, inorganik dünyada da her şey hep akışkan hep değişken. Formlar, birbirlerinin etkileri altında harekette ya da durağanlıkta... Isıl farklar var, ya da kimyasal değişimler...
Ama esas olan bir şey var; zaman geçtikçe biz de değişiyoruz ve yıllar geçiyor...
Ve bir şarkı:
I Know What It Is To Be Young.
http://www.youtube.com/watch?v=jIZZHadHG1o
O zaman belki de sorunun Yunus tarafından kastedilen durumuyla değil de, daha sözcük anlamı bir durumla yanıtlamaya çalışalım.
Yıllar nasıl geçer, sorusu özünde birden fazla durumu barındırıyor sanırım. Ya da en azından ben iki tane buldum.
Birincisi, zamansal bir uzamda yılın ve dahası ardışıklık bakımından yılların nasıl geçtiği... Tek yanıtı ise süreğen bir geçiş, periyodik bir hareket vesair gibi algılanabilecek bir yaklaşım oluyor. Bu da bize t değişkeni bakımından bir periyod tanımlıyor ve her bir periyod, uc uca ekli dalgalar şeklinde ilerleyen ama daima ilerleyen yönlü bir doğrusallık sunuyor. Önce bir an geçiyor; sonra bir saniye, sonra bir dakika, sonra bir saat, sonra bir gün, sonra bir ay, sonra bir yıl...
Ama herşey hep değişirken, akış hiç değişmiyor. Zaten ikinci durum da sanırım bu herşeyin hep değişmesiyle ilgili...
Yaşamda, organik dünyada da, inorganik dünyada da her şey hep akışkan hep değişken. Formlar, birbirlerinin etkileri altında harekette ya da durağanlıkta... Isıl farklar var, ya da kimyasal değişimler...
Ama esas olan bir şey var; zaman geçtikçe biz de değişiyoruz ve yıllar geçiyor...
Ve bir şarkı:
I Know What It Is To Be Young.
http://www.youtube.com/watch?v=jIZZHadHG1o
20 Ocak 2010 Çarşamba
Bulmaca
Çok acıklı, çok muğlak
Bin dua ve bir küçük kanat
Yorgun ve sakin ama mutlak
Ama derin ve yakın
Ama benden ama değil
Kurcala biraz kutusunu Pandora'nın
Yanıt basit ama değil
Bildiğin bir şey ama değil
Hem hep var hem hiç olmadı
Hem güzeldir hem çirkin
Kahküllerinde kar tanesi var
Kar kokusu var ciğerlerinde
Kurcala biraz aklının odalarını
Yanıt içinde ama değil.
Bin dua ve bir küçük kanat
Yorgun ve sakin ama mutlak
Ama derin ve yakın
Ama benden ama değil
Kurcala biraz kutusunu Pandora'nın
Yanıt basit ama değil
Bildiğin bir şey ama değil
Hem hep var hem hiç olmadı
Hem güzeldir hem çirkin
Kahküllerinde kar tanesi var
Kar kokusu var ciğerlerinde
Kurcala biraz aklının odalarını
Yanıt içinde ama değil.
16 Ocak 2010 Cumartesi
EVCİLİK
Sesinle dolu satırlarda
Ağlamak istiyorum; ama biliyorum boşuna
Ben, gerçekler dünyasında bir sabaha uyanıyorum;
Sabahım sen koksa sade, iyi
Bir de hasret kokuyor.
Ben kokular arasında kıvranıyorum.
Garip ama temelli gitmezsin, biliyorum,
Oysa korkum dikenli bir tel başımda, gönlümde, dilimde
Dinlemesen de duyduğunu bilmek iyi geliyor çığlıklarımı…
Küçücüktük;
Su altında kel görünür gibi yalnız,
Bir itişme içinde yakın olduk, bir olduk kim bilir belki bir kez.
Biliyorum zor senle sevişmek;
Zor ama imkansız değil;
Evcilik bu nihayetinde; aşktan başka bir şey değil; ne de sade aşk değil.
Ağlamak istiyorum; ama biliyorum boşuna
Ben, gerçekler dünyasında bir sabaha uyanıyorum;
Sabahım sen koksa sade, iyi
Bir de hasret kokuyor.
Ben kokular arasında kıvranıyorum.
Garip ama temelli gitmezsin, biliyorum,
Oysa korkum dikenli bir tel başımda, gönlümde, dilimde
Dinlemesen de duyduğunu bilmek iyi geliyor çığlıklarımı…
Küçücüktük;
Su altında kel görünür gibi yalnız,
Bir itişme içinde yakın olduk, bir olduk kim bilir belki bir kez.
Biliyorum zor senle sevişmek;
Zor ama imkansız değil;
Evcilik bu nihayetinde; aşktan başka bir şey değil; ne de sade aşk değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)